Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Başrol

Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Özel’in BAŞROL yazısı

BAŞROL...

Mehmet Yıldırım Özel, Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu


Bazen, konuşmaktan, anlatmaktan, açılmaktan korkuyor insan.. bazen de, anlattıkça, paylaştıkça, varlığındaki anlamları çok daha iyi anlıyor insan..



Anlattıklarına da, anlatmadıklarına biraz baktığında, neler neler gün yüzüne çıkmaya başlıyor oysa:
  • yorgunluklar,
  • arayışlar,
  • kırgınlıklar,
  • kızgınlıklar,
  • acımasızlıklar,
  • acınacıklıklar,
  • umutsuzluklar,
  • umutluluklar..

“tamam” dediğin anların hemen ardından, “ya zamanı henüz gelmemişse, ya doğru zaman değilse” tereddütleri doğru yaptığımız her bir yolculukta, biraz sersemleriz.. hatta bazen (genelde biliçsizce) yakınımızdakileri de sersemletebiliriz..



Yaptığımız, yapmadığımız her şey, varlığımıza dair bir şeyler anlatıyor, eninde sonunda.. kimi o varlığı yok sayıyor, kimi de varlığına her yeni günde, yepyeni bir anlam daha katıyor.. anlam bulduğu, anlam kattığı her bir anda da, kendini ve yaşamını daha değerli kılıyor..



Yaşamın kıyısında öylece duran da insan, yaşamın derin sularına korkusuzca dalan da.. durdukça kendini bulanlar da var, daldıkça hiçbir şey bulamayanlar da.. başkasının gözünden, aklından, duygularından baktıkça – çok doğal olarak – kendine dair, o kalıplar dışında farklı bir şeyler olamayanlar da..



Kendi gözü, kendi yüreği, kendi bilgeliği ile kendine baktıkça, varlığına zenginlik katan.. sıradanlaştıkça bir o kadar kendinde kaybolan.. “kendi nedenlerini” anladıkça, ayağa kalkıp daha çok kendine bakan insan..



Yanıt vermek kolaydır, asıl “güçlü sorular” sormaktır, içimizdeki uyanışa o ilk bebek adımlarını attıran.. sormayan değil, soru sormaktan kaçandır, sahici olmaktan sabah akşam kaçan.. konuşmak yerine susan, anlatmak yerine durmadan, tüm korkuları ile konuşan.. en büyük çelişkisi de kendinden kaçtıkça, kendini tam anlamıyla başkalarının önceliklerine veya mutluluklarına adayan..



Biliyor ki, bu hayat kendisinin, işte tam da bundan korkuyor.. seçimlerine ve seçeneklerine bakmak varken, geçmişinin izlerinde kayboluyor.. oysa ki, hayatın her bir gününde, anında “kendini şaşırtmak” gibi bir yol da, çok uzağında değil, hemen orada korku sokağının bittiği köşede “iyi yaşamak adına” onu öylece bekleyip duruyor..



dinlemek varken, bağırıyor..

anlamak varken, kızıyor..

çoğalmak varken, azalıyor..

iyi yaşamak varken uzaklaşıyor, sonra da kayboluyor..



kendini mutlu edebileceğini unuttukça, mutluluğu başkalarının sözlerinde, bakışlarında, sarılmalarında ve hayallerinde arıyor.. bırakın aynayı, ışığa ve aydınlıklara bakmaktan korkuyor.. biraz dert anlatmaya başladığında da, hemen o anda ilk söyledikleri :

“anlamadılar beni.. korkarım, anlamayacaklar da”
oluyor..



yaşamın tüm git-gelleri arasında, kaybolmaktan, yalnız kalmaktan, mutsuz olmaktan delicesine kaçarken, kafasını kaldırıp baktığı anda, korktuklarının tam da ortasında, öylesine kalıyor..



tam da böylesine zamanlarda, kafasını aydınlığa doğru kaldırdığında, Halil Cibran’ın korkuları aralayan o büyülü satırları aklına geliyor :

“Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma..



Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de..

Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.

Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.

Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;

asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;

yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal..



Dostum, yollar yürümek içindir.

Fakat, şu gerçeği de hiç unutma:

yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir..”

insan...

mutluluğu arayan...

insan..

büyüdükçe acıya-tatlıya, olana-olmayana alışan...

insan...

umut, heyecan dolu..



insan...

hüzün, karamsarlık dolu..

insan,

bazen masallara, bazen korkulara inanan..



insan,
bazen güce, bazen kibire saplanıp kalan..


insan, bazen kendini yok, başkalarını var sayan…



tüm bunların arasında, kendini, kendi varlığını ve anlamını arayan.. o anlamı buldukça da, yaşamına ışık ışık güzellikler katan..


gülen, yanan, ağlayan, coşan, duran, dışından veya içinden bağıran, sessizliklerde takılıp kalan..


insan; sahi(h) yani sağlıklı olduğunda, an’layan, büyüyen, yaşayan, varolan..



kendi duygularımızı kabullenip, onlarla nasıl yaşayabileceğimizi, onları adım adım nasıl dönüştürebileceğimizi, kendimizden doğru anlayabildikçe, hayat boyunca yolculuğumuz çok daha yaşanabilir olacak..



çünkü, yaşam, bizzati insanoğlunun kendisine dair yoludur, yolculuğudur. Yolun kendisi değil, yolculuğun kendisine kattıkları insanın gerçek anlamda varoluş halidir.



bazı yolların yolcusu olmasın varsın.. ama, yürüyeceğiniz yolların başrolü de, adımları da her şeyden ve herkesten önce size kalsın..

İçeriklerimizi herkesten önce okumak için e-posta adresinizi bırakın!

İçeriklerimizi herkesten önce
okumak için e-posta adresinizi bırakın!