Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Şaşır(t)mak

Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Özel’in Şaşır(t)mak yazısı

Bir yılın daha dört beş ayını geride bıraktık. Yılın başlarını, o zamanlarda aklımızdan ve gönlümüzden geçenleri hatırlama şansımız olsa kim bilir ne ümitlerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz vardı.

Çok yakın bir zamanda, koçluk yaptığım bir danışanımla yaptığım görüşmede 2018 yılı öncelikleri, hedefleri gündeme geldi ve dedi ki:

“Biliyor musun, öyle bir liste yapmak istiyorum ki, yılın son üç dört ayına geldiğimizde, birkaçını başarmış olsam bile, önce ben kendimi şaşırtmak istiyorum.”

Böyle bir liste için hem heyecan duymak hem de bir şeyler yapmak güzeldi, en azından farklı bir şeyler yapmak düşüncesi çok anlamlıydı. Bazen oldukça bilinçsiz bir şekilde bir şeylerin kendiliğinden değişmesini bekliyoruz. Beklediğimiz değişimler olmayınca da, bazen olup biteni, bazense diğerlerini suçlayıveriyoruz. Böyle olunca da işin içinden, farklı bir şeyler anlamadan ve öğrenmeden çıkmış oluyoruz.

İletişimde olduğumuz, karşılaştığımız kişilere ve olaylara baktığımızda hangisini daha çok tercih ediyoruz: Etkileyen olmayı mı yoksa etkilenen olmayı mı?

Bazen kişilere ve olaylara çok çabuk tepkiler verip, üzülüyor, sinirlenebiliyor hatta ister istemez hırçınlaşabiliyoruz. Üstelik böylesine bir kızgınlığın, hırçınlığın kendimize verdiği zararın farkında da olamayabiliyoruz. Bir de bunu, aynı veya benzer durumlarda üst üste yaptığımız yani hiçbir şeyi değiştirmediğimiz de oluyor. Bu kadar etkilenmek yerine, yaşadığımız her bir olayda ben neyi değiştirebilirim ve etkileyebilirim diye düşünmek bile bize artı bir soluk kazandırabiliyor.

İran şahı Nevşiyan’ın veziri Büzur Mehir tarafından bundan 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu dünyanın en eski, en sevilen oyunlarından biridir. Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi ise bir o kadar derece etkileyicidir. Senenin birliği olarak tavla bir tanedir. Dört köşesi dört mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı altışar hane on iki ayı, pulların toplamı ayın otuz gününü, siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü, on ikişer hane ise bir günün yirmi dört saatini simgeler..

Eski zamanlarda Hint imparatoru, satranç oyununu İran şahına, yanında özel bir mektup ile hediye olarak göndermiş. Mektubunda oyunla ilgili hiçbir açıklama yapmazken şöyle bir not iliştirmiş:

“Kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyor ve planlıyorsa, O kazanır. İşte hayat budur...”

İran şahı Nevşiyan dönemin en alim veziri olan Büzur Mehir ile bu notu paylaşarak, ondan hem bu oyunu çözmesini hem de karşılık olarak Hint imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister.

Vezir, yaklaşık olarak on gün, çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taş hareketini ve oyunu çözer. Daha sonra da kısa sürede tavlayı icat eder ve şahına sunar. Hint imparatoruna bu yeni oyun ile birlikte gönderilmek üzere şöyle not hazırlanır:

“Evet, kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyor ve planlıyorsa, O kazanır. Ancak, hayat biraz da şanstır. O şansı da iyi değerlendirmek gerekir...”

Bu hayatın bize getirdiklerini ve bizim etkileyebileceklerimizi düşündüğümüzde, sadece birisi değil de her iki oyun da bize güzel şeyler öğretebiliyor aslında. Birisinde elimiz hep zarları (değişken şartları) diğerinde ise hep aklımızı (stratejimiz) işaret ediyor. Her şeyin bu kadar dinamik olduğu bir dünyada, gerektiğinde satranç gerektiğinde tavla oyuncusu olabilmek hazırlıklı olup, olup biteni daha çok etkileme şansı sunuyor her birimize.

Vatikan’daki o meşhur şaheseri Pieta’yı tam 87 yaşında tamamlarken “Ancora Imparo” yani “hala öğreniyorum” diyen Michelangelo’nun, hayallerimiz ve hedeflerimiz ile ilgili çok anlamlı bir sözü var:

“Çoğumuz için en büyük tehlike hedefimizi çok yüksek tutmak ve ona erişememek değil; hedeflerimizi çok alçak tutmak ve ona erişmektir...”

Her şeyin bu kadar çabuk değiştiği bir dünyada oldum demek aynı zamanda öldüm demektir. İyi yaşamak adına sürekli yenilikçi adımlar belirleyip, onların her biri için küçük veya büyük adımlar atabilmek, kendimize verebileceğimiz en güzel hediyedir. Sizin her yeni günde, aklınıza ve gönlünüze daha çok kattığınız hedef ve öncelikler neler?

İnsanoğlu, ancak kendi kendine hayatı zindan edebilir. Bütün bu huzursuzluğu, keyif kaçıran meseleleri, mutsuzluğu ve benzeri dertlerimizin üstesinden gelmemizin yegâne sahici yolu sevmektir. Bir başkasından doğru değil, kendinden doğru içinden geldiği gibi sevmek ve sevdikçe de kendimizi ve çevremizi yapabileceklerimiz adına şaşırtabilmek.

Kendinizi bundan sonra yapacaklarınız konusunda daha çok (olumlu bir şekilde) şaşırtmaya var mısınız? Ancak böyle olduğunda, kendinizi bilip yönetebilmekten bahsedebileceksiniz. Bunu yaptıkça, şaşır(t)mayı alışkanlık haline taşıdıkça insan ruhunun en büyük eyleminin adımlarını atacaksınız.