Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

2017’nin Son 100 Günü İçin

Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Özel’in 2017’nin son 100 gününe yönelik yazdığı yazısı

İyi Yaşam
Mehmet Yıldırım Özel, Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu
Çok yakınlarda, anlamlı bir konuşmanın ikinci bölümüne geçerken, bir soru veya yorum olup olmadığını sorduğum anda konuklardan bir kişi:
“Mehmet Bey, iyi güzel anlatıyorsunuz da para bu işin neresinde? Malumunuz, bugünlerde para olmadan pek birşey olmuyor, hatta liderlik parasız hiç kolay değil.”

Böyle bir soruya hem sevinmiş hem de şaşırmıştım. Gitgide daha az konuyu merak ettiğimiz bir dünyada, her bir soru yeni birşeyler öğrenebilmek adına çok değerli iken, biraz da olsa farklı çekincelerimiz var, günlük hayatlarımızda daha çok sormak ile ilgili.

Sorunun hemen arkasından, biraz duraksadım ve sonra farklı liderlerin hayatlarından örnekler vermeye çalıştım. Liderliğin bir “etki yaratmak” yolculuğu olduğunu biraz daha anlattıktan sonra, bütün katılımcılara sordum:

“Para kazanmak için liderlik yaparsınız yoksa yaptığınız liderliğinizin kıymeti arttıkça mı birşeyler (maddi – manevi) kazanırsınız?”

Türkiye de ve dünyada nice isimler var ki, maddi varlıkları ile liderlik etkileri yaratabilecek çok farklı potansiyellere sahipler. Ancak, yine belirli bir birikimi olsun olmasın, liderlik öykülerinin altına imzalarını atanlar ise herşeyden önce tek birşey ile fark yaratıyor : Kendi varlıkları ile...

Değerli toplum bilimci ve iletişim biliminin önde gelen uzmanlarından Prof. Dr. Ünsal Oskay’ın hayatını araştırken, bir konuşması karşıma çıktı:
“Bu belki de, bir veda konuşması olacak. Ben sadece şunu söylemek istiyorum. Emeğe, gelecek ile ilgili bütün insanlar açısından, doğru dürüst ümitlere ve okumaya saygılı olun. Kendinize de saygılı olun. Söyleyeceklerim bu kadar..”

İlgili görüntünün başlığı “Hiçbir hoca bu kadar sevilmedi” diye geçiyordu ve bunu tasdik edercesine, mezuniyet törenindeki tüm öğrenciler, konuşması öncesi ve hemen sonrası, hocalarını avuçları patlarcasına alkışlıyordu. Ünsal Oskay, Türkan Saylan ve benzeri değerler ne kadar zenginler hiç bilmiyorum. Ancak, fark ettiğim birşey var ki, yaşattıkları ve ardından miras bıraktıkları ile bir hayli varlıklılar.

Mutlu olduğumuz zamanlarda genelde iyi bir insan oluruz, ancak iyi insan olduğumuz zamanlarda hep mutlu olamayabiliriz. Biraz mutluluğun kaynağına baktığımızda ise, iki önemli güdü karşımıza çıkıveriyor: Özgür olmak ve sorumlu olmak. Kişisel olarak kendi özgürlüklerini anlamlı kılan ve de sorumluluk alan bireyler, yaşamlarına güzellik ve değer katabilmeyi daha kolay kılıyorlar.

Kendimizle ve çevremizle ilgili yeni bir sorumluluk aldığımızda, bu bize korkularımızı yönetmek bakımından çok önemli bir destek veriyor. Korkusuzluğun temelinde, o arasıra sahip çıkabildiğimiz sorumluluk duygularımız var. Değerlerimiz ve duygularımız ile daha az yüzleştikçe, alabileceğimiz sorumlulukların sayısı gitgide azalıyor. Böyle olunca da ya korku ya kabullenme ya da her ikisi birden bizi kuşatıveriyor...

Aslında, o katılımcının da, anlayabildiğim kadarı ile, sorusunun temelinde şöyle bir korku var:
“Ben yapalirim de, ya sonra istediklerim olmazsa, ulaşamazsam, kazanamazsam, biriktiremezsem.”

Güzel ya, bunların hepsi bizim farklı bağımlılıklarımızı, engellerimizi temsil ediyor. Bunlarla ilgili birşey yapmazsak farklı deneyimlerimiz olmaz, deneyimlerimiz olmazsa da öğrenme ve iyi yaşama şansımız çok doğal olarak azalır.

Neyi istemediğimize karar vermedikçe ve hemen ardından da, çok uzun bir süre geçmeden, son vermedikçe, fark etmeden önemli bir kısır döngünün içine girebiliyoruz. Bu tip zamanlarda, kendimiz için yeni, farklı birşeyler yapmaktansa, başkalarının o konuda birşeyler yapmasını, hatta yaptığına “artık bir son vermesini” içimizden dileyip duruyoruz. Halbuki yöneticilerimizden değil, başkasından değil, herşeyden önce “kendimizden medet ummak” o kadar değerli ki....

Bakın, milattan önce ikinci yüzyılda, Marcus Aurelius ne demiş :
“Kendinize çok iyi bakın, şayet kendinizi incelerseniz, orada daima fışkıracak olan bir kaynağın mevcut olduğunu görürsünüz.”
Çok sevdiğim bir arkadaşım, iki hafta önce bana “Educate” yani “Eğitim” kelimesinin kökenini bilip bilmediğimi sordu.

“Hayır” diye yanıtladım ve hemen ekledim: “Bugün, eğitim sonrasında biraz araştırabilirim.” Eğitimin öğle yemeği arasında, kendisi biraz araştırıp bana yetiştirmişti bile:
“Avrupa dillerindeki education ın kökeni Latince educare, o da “(hayvan ya da insan) yetiştirmek, beslemek, büyütmek” anlamına geliyor. Ama o da aslen bir bileşik kelime: ex + ducere, “out”+”to lead” (yani “bir yerden dışarı doğru önderlik etmek, gütmek” gibilerinden). Kendim yorumlayınca, insanın içinde var olanı dışarı çıkarmak diye cümlelendirdim.”

Böylesine anlamlı bir kökenden etkilendim ve biraz daha araştırınca, karşıma çok zengin ifadeler çıktı, onlardan birisi de tarihten şöyle bir alıntıydı:
“Romalılar eğitmeyi birinden bilgiyi çekip almakla ya da onları sıradan düşüncenin dışına çıkarmakla eş tutmuşlardır.” Biraz daha kendimizi tanımak, biraz daha kendimizi anlamak. Sonra da, içimizdeki o çokluktan biraz daha çok yararlanıp, bulup çıkarmak hatta biraz da bükülmek, güzelce şekillenmek, yaşam içindeki binbir yolculuğumuzu farklı kılan....”

Konfüçyüs’ün çok değerli sözlerinden birisi şöyle:
“Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur. Ona öğretin.Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır. Onu uyandırın.Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır. Ondan sakınınBilen ve bildiğini bilen, liderdir. Onu izleyin...”

Günümüzde kaç kişi için rahatlıkla “bilen ve bildiğini bilen” sıfatlarını kullanabiliyoruz ki? Bazen hatiplerle liderleri biraz karıştırsak da kendine ve çevresine liderlik edebilen kişilerin az olduğunu görüyoruz. EuroBasket 2017 den birkaç örneği paylaşırken, konuşmanın kapanışına doğru tüm katılımcılara şunu sordum:

“Basketbol maçlarında, son çeyrek gerek sonuç gerekse mücadele adına çok önemlidir. Peki neler yapacaksınız hem etki hem fark yaratabilmek adına, 2017 yılının bu son çeyreğinde? “
Sahi, sizin şu son çeyrek için düşleriniz, hedefiniz, taktikleriniz neler? Son 100 günün içerisinde “eylem” modunda mı olacaksınız yoksa yine “eylen” halinde mi?