Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Varlığımızla Fark Yaratmak

Mutlu olduğumuz zamanlarda genelde iyi bir insan oluruz, ancak iyi insan olduğumuz zamanlarda hep mutlu olamayabiliriz. Biraz mutluluğun kaynağına baktığımızda ise, iki önemli güdü karşımıza çıkıveriyor: Özgür olmak ve sorumlu olmak.


Kişisel olarak kendi özgürlüklerini anlamlı kılan ve de sorumluluk alan bireyler, her şeyden önce kendilerine yaşam boyunca değer katabilenlerden, diğerlerine öncülük etmeyi ve ilham vermeyi daha kolay kılıyorlar.
Kendimizle ve çevremizle ilgili yeni bir sorumluluk aldığımızda, bu bize korkularımızı yönetmek bakımından çok önemli bir destek veriyor. Korkusuzluğun temelinde, o ara sıra sahip çıkabildiğimiz sorumluluk duygularımız var. Değerlerimiz ve duygularımız ile daha az yüzleştikçe, alabileceğimiz sorumlulukların sayısı gitgide azalıyor. Böyle olunca da ya korku ya kabullenme ya da her ikisi birden bizi kuşatıveriyor.
Aslında, çoğu insanın kaygılarının temelinde şöyle bir korku var:
“Ben yapabilirim de ya sonra istediklerim olmazsa, ulaşamazsam, kazanamazsam, biriktiremezsem. İstediklerimi elde edemezsem.”
Güzel ya, bunların hepsi bizim farklı bağımlılıklarımızı, engellerimizi temsil ediyor. Bunlarla ilgili bir şey yapmazsak farklı deneyimlerimiz olmaz, deneyimlerimiz olmazsa da öğrenme şansımız azalır.
Kaçımız içtenlikle ve istediğimiz gibi başarmayı seçebiliyoruz? Aslında kendimizce seçtiğimiz işleri yaptıkça, aidiyet duygumuzu yükseltebiliyoruz. Özgür olmayıp, sırf bazı nedenlere (maddiyat, korku, alışkanlık, vb) bağlı kalarak, yapmak zorunda kaldığımız işlerde ise, bir şekilde “boyun eğen” rolünü benimseyiveriyoruz. Bu tip roller sonrasında ise, zaman geçtikçe, her türlü değişime karşı dirençler gösterebiliyoruz.
Neyi istemediğimize karar vermedikçe ve hemen ardından da çok uzun bir süre geçmeden, son vermedikçe, fark etmeden önemli bir kısır döngünün içine girebiliyoruz. Bu tip zamanlarda, kendimiz için yeni, farklı bir şeyler yapmaktansa, başkalarının o konuda bir şeyler yapmasını, hatta yaptığına “artık bir son vermesini” içimizden dileyip duruyoruz.
Halbuki başkalarından değil, her şeyden önce “kendimizden medet ummak” o kadar değerli ki....
Bakın, milattan önce ikinci yüzyılda, Marcus Aurelius ne demiş :
“Kendinize çok iyi bakın, şayet kendinizi incelerseniz, orada daima fışkıracak olan bir kaynağın mevcut olduğunu görürsünüz.”
Çok sevdiğim bir arkadaşım, iki hafta önce bana “Educate” yani “Eğitim” kelimesinin kökenini bilip bilmediğimi sordu.
“Hayır” diye yanıtladım ve hemen ekledim:

“Bugün, eğitim sonrasında biraz araştırabilirim.” Eğitimin öğle yemeği arasında, kendisi biraz araştırıp bana yetiştirmişti bile:


“Avrupa dillerindeki education‘ın kökeni Latince educare, o da “(hayvan ya da insan) yetiştirmek, beslemek, büyütmek” anlamına geliyor. Ama o da aslen bir bileşik kelime: ex + ducere, “out”+”to lead” (yani “bir yerden dışarı doğru önderlik etmek, gütmek” gibilerinden). Kendim yorumlayınca, insanın içinde var olanı dışarı çıkarmak diye cümlelendirdim.”
Böylesine anlamlı bir kökenden etkilendim ve biraz daha araştırınca, karşıma çok zengin ifadeler çıktı, onlardan birisi de tarihten şöyle bir alıntıydı:
“Romalılar eğitmeyi birinden bilgiyi çekip almakla ya da onları sıradan düşüncenin dışına çıkarmakla eş tutmuşlardır...”
Biraz daha kendimizi tanımak, biraz daha kendimizi anlamak. Sonra da içimizdeki o çokluktan biraz daha çok yararlanıp, bulup çıkarmak hatta biraz da bükülmek, güzelce şekillenmek, yaşam yolculuklarımızı farklı ve anlamlı kılan.
Saklanmadan, kendi gerçekliklerimizin peşine düşmek kendimize vereceğimiz en kıymetli hediyelerden birisidir. Kendi dışımıza doğru gözlerimizi açtığımız için yaşamımız boyunca da çoklukla öyle yaparız. Kendimize bakmayı, kendimizi bulmayı becerdikçe “kendi-içimize-doğru” bir varlık haline gelir, önce kendimize iyilikler yaparız.
Hepimiz kendi defterlerimizi kendimiz doldururuz. O defterlerin içine ne kadar insanca, kendimizden doğru bir şeyler yazıyorsak o kadar mutlu oluruz. Böylelikle, kendimizin mahkumu olmak halinden kurtulup iyi yaşamın dünyadaki en güzel yansımalarından birisi oluruz.
Gelişigüzel veya öylesine bir hayat yaşamaktansa, biz gerçeğimizi arayıp buldukça, varlığımızla yaşama fark katan oluruz.