Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yaşamaktan Sorumluyuz

Son birkaç sene içinde, başarı – mutluluk adına büyük bir hoşnutsuzluk veya dengesizlik içinde olan insanlarla daha çok karşılaşmaya başladım. Bu insanların çoğu, ya çok mutlu ama başarılı değil, ya da çok başarılı ama hiç mutlu değil.

Yaşamaktan Sorumluyuz


Mehmet Yıldırım Özel, Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu

DÜNYAYA BİRAZ DAHA IŞIK
Son birkaç sene içinde, başarı – mutluluk adına büyük bir hoşnutsuzluk veya dengesizlik içinde olan insanlarla daha çok karşılaşmaya başladım. Bu insanların çoğu, ya çok mutlu ama başarılı değil, ya da çok başarılı ama hiç mutlu değil.


Yaptıklarımıza veya yap(a)madıklarımıza baktığımızda, çok büyük bir çoğunluğumuz kendimizle (benliğimiz, hayellerimiz, ümirlerimiz, vb) ilgili ciddi bir körlük içinde oluyoruz. Gün geliyor, kendimizden doğru kendimizi, çevremizi görmekte zorlanıyoruz. Kendimize dair körlükler konusunda başrolü oynayabiliyoruz. Yıllar geçiyor, ardından çoğumuz da o körlükler içinde ölüyoruz.


Eflatun’un (Platon) insana, ışığa, yani yaşamanın hakkını vermeye dair çok anlamlı bir mağara metaforu (benzetmesi) var :
Bir mağara, tek bir kapısı var ve oradan ışık geliyor. İnsan-lar ise sırt(lar)ını, ışığın geldiği o kapıya çevrilmiş durumda. Hepsi de mağaranın o büyük, o karanlık duvarına bakıp duruyor. Bu insanlar, boyunlarına, ellerine ve ayaklarına zincirler bağlanmış bir şekilde orada bulunuyor. Bu durumda, kafalarını ışığın geldiği kapıya çeviremiyorlar yani. Birbirlerini net bir şekilde göremiyorlar. Bütün görebildikleri, duvardaki gölgeler olabiliyor. Bu gölgeleri yorumlayarak, konumlarını, diğer insanların hallerini, mağaranın dışını, eşyanın tabiatını anlamaya çalışsınlar. Platon, zamanında bu mağara metaforu üzerine çok uzun yazmış, çok tartışmaları başlatmış.


Günümüzde, bazı insanlar işte aynen böyle bir karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkûmmu gibi yaşamlarını sürdürüyorlar. Kafalarını çıkışa, ışığa döndürmeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, o kapının önünden geçen başka başka insanların gölgelerini izliyorlar. Gün gelip, içlerinden biri kurtulduğunda, dışarıya çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görüp ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlıyor. Anlatıyor ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin gölge olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında olduğuna bir türlü inandıramıyor.


Eflatun’un yaşadığı zamanlardan binlerce yıl sonra, gerek iş gerekse özel yaşamlarında, mağaralarda yaşamaktan korkmayan hatta böylesine (karanlık, umutsuzluk, gölge ve korku dolu) bir yaşamdan neredeyse zevk alan insanların sayısı gitgide artıyor sanki.


Oysa ki, yaşam dediğimiz yolculuk, kendi içinde sürekli bir değişimi ve yenilenmeyi içerir. Kendimizi bir mağarada görmekten, öylesinde gölge olmaktan kurtarabilmemiz adına (bilinçli veya bilinçsiz) hangi seçimlerimizle bu gölgeleri yarattığımızı çok iyi irdelememiz gerekir.


Eflatun’un bu metaforlarla ilgili kişisel yorumu da şu şekilde :
“Mağaranın dışını görebilen insan, bunu mağaradakilere anlattığında “anlaşılmamak” ile ciddi bir imtihanı olacaktır.”


Bu öyle bir imtihandır ki, filozof bu vazifeden vazgeçebilir. Anlaşılmamak; bütün dünyası gölgeler olan birine ışıktan, aydınlıktan ve yaşama dair tüm gerçekliklerden bahsetmenin sancısına işaret eder. Bu öyle bir durumdur ki, mağaradan kaçıp ışığın geldiği dış dünyaya kaçanlar çoktur. Anlaşılmak benzeri güzel armağanlar öncesinde yaşadığımız cümle imtihanlarda olduğu gibi..


Birilerini, olan biteni veyahut olmayıp da bitenleri biraz daha görmeye davet etsek önce kendimizi, ardından da çevremizi. Biraz daha kafamızı kaldırsak, ışıktan ve bakıp da anlayacaklarımızdan o kadar da korkmasak.


Anlamadıkça kendimizin ve başkalarının canını yakmak yerine, gölgelerden özgürlüklere doğru biraz daha “cana sahip çıkan” cesaretli adımlar atsak.


Ya da, yaptıklarımızı da yapmadıklarımızı da biraz daha çok düşünüp, neden öyle yaptığımızı, suçlamadan ve sorgulamadan, sadece anlamak, bulmak ve yol almak için sorsak.


Neden ve “ne”yden o mağaralarda saklandığımızı sordukça bulsak.

Ölmemek için yaşamak yerine, biraz daha çok “görmek-anlamak-bilmek” için yaşamayı, yaşamı aydınlık kılmayı denesek. Özgürlüğün ve sorumluluğun hakkını verebildikçe “yetişkin” kalabildiğimizi içtenlikle kabullenebilsek.


1749-1832 yılları arasında yaşamış olan, ünlü Alman edebiyatçı, ressam ve doğabilimci Johann Wolfgang Von Goethe’nin yaşama veda ederken günlerde bile (odasının perdesini açtırarak) son sözlerinde söylediği gibi :


“Işık, ışık..bu dünyaya biraz daha ışık..”
Mağarada kalıp korkan, karanlıkta veya gölgelerde saklı kalmıyor, asıl kendisinden saklanıyor. Kendi hayallerinden, ümitlerinden ve yeterliliklerinden kaçıp, en uzun saklambaçları oynuyor.


Kendi gölgemizden de biz sorumluyuz, kendi ışığımızdan da. Kendi korkularımızdan da biz sorumluyuz, kendi aydınlığımızdan da. En çok da, yaşamaktan sorumluyuz. Şirketlerde, ailelerde, benzer cümle yerlerde, korkmadan, anlayarak, anlatarak, arasıra gölgelerde kalsak da, ışığımıza daha çok sahip çıktığımız, aydınlıklar içinde “iyi yaşamak”tan.

İçeriklerimizi herkesten önce okumak için e-posta adresinizi bırakın!

Çalıştığınız firmadaki pozisyonunuz nedir?

İçeriklerimizi herkesten önce
okumak için e-posta adresinizi bırakın!

Çalıştığınız firmadaki pozisyonunuz nedir?