Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Potansiyelimiz

Sözlükleri biraz karıştırdığımızda “Potansiyel” kelimesinin anlamı karşımıza şu şekillerde çıkıyor:

  • Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, gizil: Bu kişi bizim için birden potansiyel bir tehlike oldu.
  • Gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan.
  • Kullanılmaya hazır (güç, yetenek).
  • fiz. Gizil güç.

Burada, benim üzerinde çok düşündüğüm ve hatta en çok sevdiğim, üçüncü seçenek yani “kullanılmaya hazır güç, yetenek” oldu. Böylesine bir güç veya yetenek, birbirinden oldukça farklı konularda da olsa, bana göre insanoğluna sunulmuş en anlamlı armağanlardan birisiydi. Hatta çok sade bir anlamda “keşkelerimizin” panzehiriydi.

Çocuklarımızın, yakın çevremizdeki insanların geçmişten beri süregelen performanslarına (sınav, not, başarı, karne, yarışma, vb..) bakarak, onların yapabilecekleri hakkında kendimizden doğru ve çok çabuk kararlar verebiliyoruz. Sonra da onların kendilerince hayaller kurmalarının önüne geçebiliyoruz. İnsanlar, çoğunlukla olacakları görebilmekte ve olacakları anlamakta zorlanabiliyor, biz de bu tip zorlanmaları genellikle onların sınırları olarak görebiliyoruz.

Bu tip “olumsuz etiketlemeleri” neredeyse bir alışkanlık haline getirip, çevremizdeki çok insan hatta en çok değer verdiklerimiz için bile yapabiliyoruz. Kimin neyi daha iyi, daha güzel yapabileceğini söylemekten ve hatta cesaretlendirmekten çok “neyi yapamadıklarını ve bazen de neyi yapamayacaklarını” söylemeyi tercih ediveriyoruz.

Biz de çocukluğumuzdan beri böylesine çok olumsuz yüklemi, yönlendirmeyi çevremizden duydukça, yetişkinlik zamanlarımızda da bunu çocuklarımız ve iletişimde bulunduğumuz çevremiz ile “benzer olumsuz” söylemleri paylaşabiliyoruz. Bu tip söylemlerin, önce kendi korkularımız, kendi sınırlarımız olduğunu biraz anlayabilsek, kendimizin de sevdiklerimizin de o kadar güzel şeyler yapmalarına izin vereceğiz ki. Kitapları 40'tan fazla dile çevrilmiş olan Lübnan’lı yazar Amin Maalouf’un çok sevdiğim bir sözü var:

"Hayat başlar ve biter! Nasıl başlayıp, ne zaman ve nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neler sığdırılabildiğin asıl önemlidir."

Çocukların, gençlerin yani çevremizdeki tüm insanların potansiyellerine yani “çok daha iyi, çok daha güzel şeyler yapabileceklerine” inanmak, kendimize ve dünyaya verebileceğimiz en anlamlı hediyelerden sadece bir tanesi. Bunun en kısa, en anlamlı yolu da önce “kendimizin yapabileceklerine” inanmaktan geçiyor. Bugüne kadar, herhangi bir konuda bir şeyi başaramadığım (kime göreyse?), bundan sonra da başaramayacağım anlamına gelemez. Yeter ki, ne yapmak istediğimi, neleri neden yapmak istediğimi herkesten önce ben bir bileyim.

İnsanoğlu olarak, çok kıymetli bir potansiyelimiz var. Bu, istediğimiz her şeyi yapabileceğimiz anlamına gelmiyor, istersek ve emek verirsek çok güzel şeyleri başarabileceğimizi bizlere anlatıyor. Mutluluğun yüzü değişiktir, bin bir halde karşımıza çıkabilir, potansiyelimizin yani enerjimizin henüz açığa çıkmamış hali için güçlü bir tutku ortaya çıkmak, bir bakıyorsunuz kimliğimizin tam da kendisi oluyor.

Karşımızda ne kadar zorluk ne kadar engel olursa olsun, her birimizin yapabileceği çok güzel şeyler var. Kapılar, duvarlar, sınırlar, parazitler, engeller de olsa da bizim de yaşama, ıskalamadan yaşamaya dair çok özel anahtarlarımız var. Bize iyi yaşama, hayatı yaşama enerjisini verebilecek yegane şey “kendi varlığımıza, kendi yapacaklarımıza duyduğumuz merak” olarak basitçe karşımıza çıkıyor. Hırs yerine biraz daha çok coşkunun ve tutkunun tarafında olmamız bize çok şey kazandırıyor. Gerçekten tüm hayatımızı, bizi iyiden iyiye rahatlatan, arafları ve pişmanlıkları çoğaltan bir zihinle mi yaşamak istiyoruz? Bunun aksini yani aslında olumlusunu düşünüyorsak, zihin ve yüreğimizde nasıl bir mücadele veriyoruz? Sanıldığı veya inanıldığı gibi insanın için huzursuz ve kapkaranlık değil ki. Yaşadıklarımızla yüzleşmemiz kadar yaşayacaklarımızı da hayal etmek o kadar güzel bir yolculuk hali ki.

Yaşamlarımız tam anlamıyla bir misafirlik. Yaşama biraz da “öz sermaye” olarak yaklaşmak gerek. Zira ne provası mevcut ne de tekrarı. Belki kapasitemiz, yeteneğimiz sınırlı olabilir, biz yine de yapabileceklerimiz çerçevesinde her şeyi bir bir deneyebiliriz.

Pusula belli; biraz sabır, biraz destek ve biraz da cesaret. Her şeyden önce, kendimizin ve çevremizin “çok daha güzel şeyleri yapabileceklerine” inanmak. İnandıkça da hayatımızın başlayışı ve bitişi arasına, sığdırabildiğimiz güzellikleri, anlamları ve değerleri de durmadan iyi yaşayarak çoğaltmak, hepsi bu.