Kişisel Gelişim

Yoğun iş hayatında bireylerin sağlıklı yaşamalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayan ipuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yaşam Denilen Yolculuk

Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Özel’in Yaşam Denilen Yolculuk yazısı

Yaşam Denilen Yolculuk
Mehmet Yıldırım Özel, Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu
Yaşam denilen yolculuğumuzda o kadar çok güzel söz geçiyor ki, kimisi zihnimizden kimisi de yüreğimizden. Son zamanlarda okuduğumda beni en çok düşündüren birisi de Winston Churchill’in sözleri oldu :
“Aldıklarımızla geçimimizi sağlarız, verdiklerimizle ise bir yaşam kurarız...”
İlk önce anlamaya çalıştım vermek ile almak arasında gerçekten bu kadar önemli bir fark var mı diye. Sonra da bir düşündüm kendimce hangisine daha ağırlık vermişim? Özellikle son dönemde...
Şu ana verdiklerimizin yanısıra hemen ardından, bir de daha neler neler verebileceğimizi düşündüm. Kendimizce yapabileceğimiz yenilikleri ve yaşantımıza katabileceğimiz nice güzellikleri. Tam sekiz sene önce bugünlerde, durumu gitgide ağırlaştığında Türkan Saylan’ın, oğluna fısıldadığı şu sözler gazetelerde ertesi gün hemen manşet oluvermişti :
“Görevimi yaptım, ölmeye hazırım...”
Bu kadar anlamlı bir iç huzurundan çok ama çok etkilendim. Cüzzamlı veya eğitimsiz diye aldırmadan, ulaşabileceği herkese güzel birşeyler vermeye odaklanan yürekli bir insandı Türkan Saylan. Dokunulmaz denilen kişilere bir bir dokunan, yapılamaz diye inanılan şeyleri adım adım o güzel yüreğince yapan. Yaptıkları ve verdikleri ile yetmişdört yıllık bir ömrü olabildiğince değerli kılan.
Kendi özümüzde olan o güzel duygularımızdan yeterince nasiplenip, daha anlamlı birşeyler vermeye ne kadar çok odaklanır isek o kadar özel bir yaşam kurma şansımız var ki. Burada asıl önemli olan bunu sadece istemek değil, bunun ötesinde farklı birşeyler için çalışmak ve gerçekleştirebilmek.
Bir olta ile değil öncelikle güçlü bir ağ ile tutunmak gerek bu hayata. Vermek, öncelikle ve sadece maddi bir konu da değil aslında. Çok farklı şekillerde izler bırakmak mümkün bu hayatta, istediğimiz ve devamını getirdiğimiz sürece, tutkuyla...en değerli olan ise almayı beklemeden, vermek cesaretini gösterebilmek, güçlü ve olumlu bir zihinsel tutumla...
Çevremize, sevdiklerimize, çalıştığımız kurumlara, derneklere ve yaşadığımız bu güzel ülkeye çok daha güzel şeyler vermek dururken genelde “almaya çalışmak” yaşam boyu yapabileceklerimizi oldukça sınırlı kılıyor. İçtenlikle bir boy aynasına baktığımızda, rahatlıkla görebileceğimiz birşey olur çıkar, bu sınırları çizen, bir ölçüde almaya alışıp vermekten az veya çok imtina eden yine bizleriz.
Bazen, başımıza ne geldiyse geçmeyecek zannederiz. İyisi de, kötüsü de. Yaşamak dahi ebedi değilken, bunca meseleyi neden dert ediniriz hiç bilinmez. Her şey ama her şey elbet geçiyor nasıl olsa, biz iyi yaşamaya bakalım.
Çalışmadan başarabilmeyi, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden önce mutlu olmayı beklemek yerine kendi içimizden bulup çıkartabileceğimiz o kadar güzel ışıklar var ki...yeter ki o aydınlıktan, kendimize özgü ışığımızdan korkmayalım.. O ışığın bize neler anlattığını anladığımızda, “birşeyler vermek” çok daha mahir ve akil hareket etmek yolunu açacak kolaylıkla...
John Wesley in çok güzel bir sözü var :
“Yapabileceğin her iyiliği,
Yapabileceğin her şeyle,
Yapabileceğin her yolla,
Yapabileceğin her yerde,
Yapabileceğin her zaman,
Yapabileceğin müddetçe yap...”
Bu güzel dünyadan aldığımız karşılık, biraz da bizim bu dünyaya neler verdiğimize bağlı... böyle bir anlayış da Churchill’in sözündeki, hatta hayalimizdeki gibi, bir yaşam kurmanın temelindeki en önemli taşlardan birisi olarak “Vermek” , gerek düşüncelerimiz gerekse eylemlerimizdeki yerini daha çok almalı.
Bazen hayatı da, kendini de pek ciddiye almamalı. Asıl ciddiye alınacak tek bir şey varsa, onun da iyi yaşamak olduğunu çok geç olmadan anlamalı.
Ve yaşamalı; kendimiz için, mutlu olmak için, anılar ve güzel insanlar biriktirmek için, hep görmek istediğiniz düşleri, şehirleri ve güzellikleri görmek için. Şöyle doya doya, zaman yettiğince yaşamalı. İyi yaşamak isteyenler Picoult’nun söylediklerini her daim hatırlamalı :
"Önemli olan hayatınızdaki yıllar değil, yıllarınızdaki hayattır."

çıkarmak hatta biraz da bükülmek, güzelce şekillenmek, yaşam içindeki binbir yolculuğumuzu farklı kılan....”

Konfüçyüs’ün çok değerli sözlerinden birisi şöyle:

“Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur. Ona öğretin.
Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır. Onu uyandırın.
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır. Ondan sakının
Bilen ve bildiğini bilen, liderdir. Onu izleyin...”

Günümüzde kaç kişi için rahatlıkla “bilen ve bildiğini bilen” sıfatlarını kullanabiliyoruz ki? Bazen hatiplerle liderleri biraz karıştırsak da kendine ve çevresine liderlik edebilen kişilerin az olduğunu görüyoruz. EuroBasket 2017 den birkaç örneği paylaşırken, konuşmanın kapanışına doğru tüm katılımcılara şunu sordum :

“Basketbol maçlarında, son çeyrek gerek sonuç gerekse mücadele adına çok önemlidir. Peki neler yapacaksınız hem etki hem fark yaratabilmek adına, 2017 yılının bu son çeyreğinde? “

Sahi, sizin şu son çeyrek için düşleriniz, hedefiniz, taktikleriniz neler? Son 100 günün içerisinde “eylem” modunda mı olacaksınız yoksa yine “eylen” halinde mi?

İçeriklerimizi herkesten önce okumak için e-posta adresinizi bırakın!

İçeriklerimizi herkesten önce
okumak için e-posta adresinizi bırakın!